Zamansız Zamanların Kıyısında
- Neva Esra Yılmaz

- 3 gün önce
- 1 dakikada okunur

Zaman henüz adını almamışken,
Gökyüzü saatsizdi.
Yıldızlar bir yere yetişmez,
Ay hiçbir şeyden geç kalmazdı.
O çağda insanlar kalplerinde yaşardı.
Çünkü saatler icat edilmemişti;
Beklemek yoktu,
Acele hiç bilinmezdi.
Kadın, bir sabah rüzgârın yön değiştirdiğini hissetti.
Bu, bir şeyin bitmesi değil,
Bir şeyin yer açması demekti.
Kapılar çarpmazdı o çağda.
Sessizce kapanır,
Ardında yankı bırakmazdı.
Çünkü yankı, geçmişe aitti.
Kadın, ardına bakmadı.
Bakmak, eski zamanların alışkanlığıydı.
O ise zamansız zamanlara yürüyordu.
Yolun ortasında bir adam duruyordu.
Ne bekliyordu ne çağırıyordu.
Sadece vardı.
Ve kadın anladı:
Gerçek karşılaşmalar,
İki kişinin aynı anda hazır olduğu yerde olurdu.
Ne erken, ne geç.
Gökyüzü bunu biliyordu.
Bu yüzden hiçbir yıldız acele etmedi.
Kadın kalbini göğsünde değil,
Adımlarında taşıdı.
Ve her adım, zamanı biraz daha unuttu.
Sonra bir fısıltı duyuldu —
Belki rüzgâr, belki kader:
“Zaman seni hiç kaçırmadı.
Sen sadece şimdiye geldin.”
Ve o anda… Zaman diye bir şey kalmadı.




Yorumlar